land.mark
8/7/2006
-
Paletimden Saçılan Mavisidir Renklerin, Mukaddes Mescid
Ahsen-i Takvim üzere, El Halık tarafından muhabbetullah ile yaratılan bizlere, akl-ı meâd sıfatında hareket etmek yaraşır. Aşkın özü ve esas adresi “şek”siz “şüphe”siz El Azim iken inşallah dâr-ül gurûr da başımız dara düşmeden,kora salan kem libas, soyulur fâni bedenden ve nefsin kontrolü kalmaz bedende…..Gidişat…Yollara vurur kendini fâni beden,toza belenir nasırlı yüreği, yine de muhabbet-i Zâtiyye den kaynaklı olsa gerek alamaz kendini beşer,belki muhâl gördüğünü başarmaya çalışmaktan….. Dört nala bir gidişat,cesur mu cesur gürleyişiyle Beyt-i Atik’ e,bilerek ehemmiyetini ve can-ı gönülden…Tek, Eş-Şekûr sıfatıyla kendi rızâsı için yapılan iyi işleri, daha ziyadesiyle karşılayan Allah-u Teâlânın,rızasını kazanmak için bunca çaba,öyle değil mi? Yarım kalmışlığına, boşluklara ve imtihanların en koyusuna salınmışlığına inat tin, mevlasına bu yolla sımsıcak salıverecek varlığını-yaratılmışlığını, dönüp apayrı bir gurbetten.Yağmuru ırgalayacak gökyüzü mevsimine göre, yaz çatırağına nisbet ede ede, kendinden metezoru koparırcasına bir damlada veya yüreği birbirinden ziyade coşkun olan mevlama sevgililer, tam tersini sadece tebessümle karşılayacak el-Vedûd için, “O” na daha sıkı sarılmaya bahaneliğine sayacaklar “har”ına dayanılmaz güneş ışığının gözlerine kan-ter içinde düşmesini…..Bir yakan sabahın haylaz ayazına bırakılan kapkaranlık bir serzeniş…Hangi ara,hangi yokluk sancısıyla yazılırsa yazılsın,çizilirse çizilsin gönülden silinmeyecek bir dua….O yollarda olamamanın,o Rah-ı Halık ‘ a kendini vuramamanın verdiği,hala gözbebeklerimde adavetle duran ağ-gızıl acı….İşte Rah’ın haritası….Nokta koyduğumuz yer acıya rabıtayla,Güvenli Belde yani:Karye, Mead, Ümmü’l Kura, Muhrace Sıdk, Basse, Arş,Azrâ…ya da Nâdir….Bir sürü hikmetli ismin yegane sahibi….Sen ne güzel bir kentsin ey Ümmü’r Rahamet; Mescid-i Haram’ı daha doğrusu el- Melik’ in evi’ni kalbinde saklayan ve koruyacak olan sen…..Sana dönecek ve dolanıp varacak cümle Muhlas kul…Cehalet ve sefahatle yahut başka bir kaynaktan beslenen sıfat ile kişi kendini “kesb” den uzaklaştırıp tekfir edilmenin melun kollarına bırakmamak için bi’at edecek kibir urbasından arınan her ölümlü, derken başlayacak El – Muktedir’in izniyle alışaban yakarışlar…..Takdis ve övgüyle tesbih edecek her organ, bilerek ve isteyerek yüce Mabûdunu….. Yolların ne hükmü olacak, rahmeyleyene ulaşırken? Rikabına varmaya mevlamın, revan yıldızlar da olabilir binek,rişte rişte kalbden sızan gözyaşları da, veyahut düşmanlık: yüce Allahu Teâlâ’ ya adu olana…..Ne mutlu o insana…..Ne mutlu her yolu bilmese de bildiği doğru yolda ilerleyebilene….Dönebilene uçurumun kenarından mevlam kelamı ile…. El- Melik’ in evi:Benine…. A-Beytü’l Mâmûr: Mevlamın izniyle meleklerin inşâ ettiği,tavaf ettiği El- Melik’ in evi B-İlk insan ilk ev: Hz. Adem (a.s) ın inşa ettiği ev,ilk namaz kılan, ilk insan C- Şît (a.s) Bu ilk üçünün hiçbir sahih dayanağı yok. Dememe sebep te, Kâbe’yi ilk inşa edenin Hz. İbrahim (a.s.) olduğunu vurgulamak içindi…. D-İşte o muhteşem mahlukat Hz. İbrahim (a.s) ve oğlu Hz. İsmail…. Kâbe'yi ilk kez inşa eden kişinin Hz. İbrahim (a.s) olduğu tevatür düzeyinde kesin bir tarihsel olgudur. O dönemde bölgede İbrahim'in oğlu İsmail ile Yemen'den gelen kabilelerden olan Curhum kabilesi yaşıyordu. İbrahim Kâbe'yi yaklaşık olarak dörtgen şeklinde inşa etmişti. Dört yöne bakan köşeleri, esen şiddetli rüzgarların etkisini kıracak, zarar vermesini engelleyecek şekilde yapılmıştı …. E-Amâlika Kabilesi F-Cürhüm Kabilesi G-Kusay b. Kilab’ın İnşası H-Zâkir-Muktedâ,Muzaffer ve Neciyullah olan Hz. Peygamber (S.A.V.) zamanında Kureyş’in İnşası I-Abdullah b. Zubeyr’in İnşası İ-Haccac b. Yusuf es-Sekafi’nin inşası J-Sultan IV. Murad Han zamanında son inşası…
Tarihi böyle Mescid-i Haram’ın inşâsının….Ya buraya giden yollar….Hangi coğrafya parçasından ulaşırsan ulaş,hangi toprakların tozunu ayaklarına sürtersen sürt, hangi bineğin sırtına verirsen ver kendini, yola düşmeden kalbini temizle,dilini temizle,her zerrene zerk edilen ihlasla tüm benliğiyle secde edecek hücreni temizle ey beşer! ! ! Öyle bir dön ki kara peçeli Kabe’nin etrafında, içerindeki hüzün esen rüzgarlar ılık bir melteme dönüşsün, sen bilme gittiğin yolları, kapa gözlerini ve bırak kendini mevlanın hikmetine. Ruhundan ayıkla cümle dünyevi değerleri ve tek korkun aslî mekanından ibaret olsun.Zikrullahla lal olsun dillerin,katrelerin Arş’ a tırmansın akın akın,hücum et günahkar dünlerine sindir bir köşede yok olması gereken beşerî keyfiyeti. Alaz’a sal bir avuç alaza misali titrek ürkülerini.Kara çalmasın Mecusinin ateşi gayrı ne mevlama,ne de yokluğunda yanan bağrına.Ah ü Firaz’ın ağyar için olmasın gayrı.andelip senin dalında koyulsun mevlamı zikretmeye ki bu nedir sen gül ol,Avdet olmadan toprak, topraktan olma bedene,sen dön Büyüklükte kendisinden daha büyüğü düşünülemeyen El-Kebir’e…Anlat senden doğacak yeni nesillere Kâbe’yi ve ehemmiyetini. Mü’minin miracıdır namaz ve döneceği yer El- Melik’ in evi.
Her zerremle zikrettiğim Mabûduma bir yanlışım olduysa, Ahsen-i Takvim üzere beni yaratan El Mucib rabbime duam,AFFEYLE YA RABB… Yaratılmışlar hakkında aklın mümkün gördüğü her şeyden, her hal ve tavırdan pek yüce ve pek münezzeh.olan..Rabbim, bizi de Rah-ı Halık yoluna baş koyanlardan eyle… Amin.
. Dua ve muhabbetle. |
| |
|
Aylin Ayla Selçukoğlu | | | |
Yorum (
4
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
8/7/2006
-
Söğüdün Islanan Gölgesinde, Yanık Sesine Yelin, Hapsedilsin!
Kırağıya nispet, çiçek açıyor nar ağacı Her lahzaya sesin yankılanıyorken bugün Yorgun aydınlıklar, renk renk perdelerini indiriyor Seni görmeyeli suskun,ıslak gözlerimde Kurumuş ırmak yatağında uyanıyor avuçlarım Defneler önünde şahlanıyor,ürkek mesafeler Eşiğinde,kabusları soyduğum başbaşalığım Bir gül kasidesi,burçlarına asılı mabedimin Geniş rüzgarların bağrına sığınmış,direngen öfkem Özgürce, kirpiklerini gün batımı öpüyor,uzun kara saçlarımın Siliniyor Malabadi Köprüsü’nün hazin rengi,serimden Yetim şiirler,bir avuç semâya toz pembeler serpiyor Gelişigüzel mevsimler saçılıyor,sarıldığım mehtaba Sensizliğin benliğime üşüştüğü rüzgarlı tepeye, nazım Depreşen boşluğuna saldığım,yazılmamış çağrıya Laleler diyarında, güneş değmemiş açık-soluk sarıya Bir kış gecesinde,benle,üşümediğini bildiğim ellerine Sabaha karşı yüreğimden su içen,çorak çarelerime Ölüm sahiline vurmayan dalgaların yılgın maharetine Durdum, devam etmeyeceğim,sen de dur Kainatı taşıyan yüzyıllık mızrağın ucunu Çevirme gayrı güpegündüz yanağıma, mavi cevaplar kuşanmış tenime Yarışma gayrı, peltek peltek göz süzen Uğurladığım soylu nağmeyle, mecalsiz çöllerle Bırak, gün çekedursun çoğalan özlemlerin son perdesini Şölen başlasın, yiten zamanların başucunda, buruk, başınabuyruk Çiriş otları bitedursun, kara yazgılı kumluk topraklarda Çığlıklar koşuşsun, itidal damıtan el ayalarıma Kimsenin haberi olmasın varsın, kavrulmuş küncü kokusundan Uğultular, sığ denizlerin kollarına bıraksın sessiz kaldırımları Gurbetin gözleri, çağ kapatsın, bilmem hangi alemlerin baharında Eritsin yalnızlıkları, haziran hayali çeken kasımpatılar Bin yıllık dar sokaklar, Memleketimin bir köşesinde kaybolsun Linetler, özdeş doyumsuzlukta koklasın yağmurları Beyaz güvercinler havalanırken göğsümden Biriktirdiğim hatıraları, çürütsün dilenciler bir/bu gece yarısı Kirli camlara resmedilmesin bin bir telaşla sükût Zeytin, dalından koparılmadan, alma eline zeytin dalını Üflemesin kusur’u çalan zil, yaralı ağıtlar yedinci mevsimdeyken Sabahın şerrinden, devrilsin saltanatı aslan pençesinin Dününden kopuk bugünler süz, ömür imbiğinden Kansızlık etmeyen tebessümlerle kuşan, gökkuşağını Güz gömleğinin sebebini sorma, sergilediğim gözlerimden Seyret, incecik sürülürken hoş kokular, gamzelerimin boynuna Son bulsun yolculuklar, darmadağın eza sepisine inat Gün vurmuş kayalıklar bile, üç kuruşluk yeşile bulansın Elini yüzünü yıkasın leylaklar, resimlerdeki kalabalığın Koca ummanlarda filizlensin, içi boşalmayan yaşamlar Gün geçtikçe büyüyen aşiyanlar inşa etsin,çocuksu saflığım Rüyaların üşütmeyen serinliği, akreple yelkovanı barıştırsın Göğün muştusunu salsın uçsuz bucaksız ovalar, uzanıp nilüfer çiçeğine Silsin ayak izlerini dizlerim, ölümü alkışlayan titrek imgelerin Bir sönmek bilmez yangın çıksın, derken yer-gök birbirine girsin Buz tuzağı kırgın/kızgın eylemler Söğüdün ıslanan gölgesinde, yanık sesine yelin, hapsedilsin!
10.06.2006 C. Tesi 14.16-15.01 |
| |
|
Aylin Ayla Selçukoğlu | | | |
Yorum (
1
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
8/7/2006
-
*32 Kalibrelik Namlusunun Ucundayım İSTANBUL'un
32 kalibrelik namlusunun ucundayım kavuşamadığım İSTANBUL'un Ben,içerime saldığı sıcaklığı kucaklasın isterim Avcılar'ın ortasına serilir,ölümü kucaklayan minnacık cesedim Sebep: Dünlerin uyanan utangaçlığıyla kendini kör eden suskun Tülû Güneşin dudaklarını mora boyayan çırılçıplak vedanın isyanı öpüşü Kan kurutan bir yılgınlık,yorgunluk Uykusuz sayıklamaların yollara vuran 42,5 derecelik ateşi Teninden et koparılan yıldızlar çakılı bir çift renkli göz Tenhaların, adını kaldırımlarına yazdığı mavi bir kız çocuğu....... Ayrılık suçuna teşvik eden sıcak yaz esintileri.... Ve kızın günlerine sokuşturduğu bir kaç gereksiz öteberi.........
06.07.2006 Perşembe (17.18) |
| |
|
Aylin Ayla Selçukoğlu | | | |
Yorum (
1
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
7/7/2006
-
Sencillik Gerçeği
Hüznün resmi olmayacak,aynaya bakinca gördügüm.Gözümü kapatmaya zorlamak yerine büyük bir istekle yumacagim,gözümde tüterken “sen”!Sanki kendimi bildim bileli yalniz sana uyudum da yine uyanisim sana oldu her sabah.Sanki göz yaslarim sadece ,ayaz vurunca yüzüme,döküldü istemeden.Gülmeler ve sevmeler sanki sadece “sen” le yasandi.Ince belli bardakta alti sekerle içtigim çayim degil,yudumlamaya doyamadigim “SEN”din.Seni bugün yasiyorum ama dedim ya;sanki dünümdün de…Di’li geçmis zamani kullanisim bundan.Evvel,bütün renklerimi zifir yutuyordu.Alabildigine en büyük tutkum denizlerim siyah;ruhumun,aydinligina eslik ettigi semâlar siyah,bildiklerim ve gördüklerim siyahti.Belki sözlerim,hatta gözlerim ve saçlarim misâli.Ama simdi siyah olanlar;yalnizca olmasi gerekenler.Aralarina;yillarin habersizce serpistirdigi aklara ragmen saçlarim,gözlügümün siper aldigi gözlerim ve zorla bulabildigim minicik ayakkabilarim.Hepsi bu.Hatiri sayilir sözlerim ebrûli,baktiklarim ve yasadiklarim ebrûli.Dileklerim,sinirlarim ve ellerim de tabi.Bir de seni satirlarima tasiyan kalemim.Kursun kalemim;adres olarak satirlara yönelir,bana hiç dokunmadan.Bana tek dokunan,sensiz uzayip giden,tutamadigim saatlerim.Ama olsun.Ayaküstü siirler yazarken adina,ben her anima sükür secdesindeyim… 24.03.2005 Persembe 09.24 (Aylin Ayla SELÇUKOĞLU) |
Yorum (
2
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|
|
Hakkımda
İstanbul'da üşüyen yağmur damlalarını,gözlerimde ısıtıyorum. |
|